Savaşa fotoğrafla, yazıyla, aşkla direnler; Robert Capa ve Gerda Taro

GörselEğer bakışlarımıza dokunan dünya, retinanın kaydettikleriyle sınırlı olsaydı sanatın hayatla ilişkisinin derinliğini hissedemez, epey eksik kalırdık. Ve eğer yazı sanatı, resim, fotoğraf, şiir, sinema, heykel gerçekliği taklit etmiyorsa ‘insan’ olmaya dair mutlaka bir hikâye anlatıyordur. Bu yüzyılın baş döndüren sahte imgeleri arasında dolaşırken bize en ‘yakın yıldızı’ hissedebilmenin yolu, geçtiğimiz yüzyılın önemli fotoğrafçı-gazetecilerinden Robert Capa’nın basit kelimelerle ifade ettiği gibi, sadece göstermek istediklerimize yakın durmaktan geçiyor sanırım.

 Bu efsane ismin genç meslektaşı Gerda Taro’yla tutkulu ilişkisi üzerinden Robert Capa’yı Beklerken’i yazan İspanyol Susana Fortes, daha çok bu romanıyla tanınıyor. Önümüzdeki yıl sinemaya uyarlanacak kitabı okurken, Capa’nın “Teknik olarak kötü ama güçlü bir görüntüyü, tekniği iyi ama zayıf bir görüntüye tercih ederim” deyişini düşündüm. Doğrusu roman sanatı mevzubahis olduğunda ben de aşağı yukarı bu görüşe katılırım. Bu anlamda, elimizdeki yarı biyografik ‘tanıklık hikâyesinin’ en başta yazarın ölçüleriyle örtüştüğünü teslim etmek lazım.

‘Vakti gelince gerçekleşir’

Romanın dilinin sinematografik ve ‘yeterince lirik’ oluşu, bilinen anlamıyla hedeflenen ‘bestseller’ ölçülerini gözetmekten ziyade yazılış süreci ve içerikle ilgili. İspanyol yazarın fevkalade doğru bir kararla kitabın sonuna koyduğu notlarda söyledikleri onun edebi dünyasına dair fikir veriyor: “Capa’nın hayatı üzerine bir şeyler yazma fikri kafamda pek çok kez dönüp durdu. Bu ülkenin ona en azından bir roman borçlu olduğunu düşünüyordum. İkisine birden. Ve bu kesinliği askıda bekleyen bir borç gibi hissediyordum. Ama şüphesiz henüz ödeme vakti gelmemişti. Kişi bu tarz şeyleri belirleyemez. Vakti gelince gerçekleşir.”

Bir okur olarak yazarın samimiyetine daha ilk sayfada inandım zira Fortes’in edebiyatındaki ‘imge-sözcük’ ilişkisiyle Capa’nın ve Gerta Toro’nun fotoğraf algısı ve ‘görme biçimleri’ arasındaki paralellik ustaca kurulmuş. Fotoğraf arşivlerinin yanı sıra yazım ve belgeleme aşamasında biriktirdiklerini edebi hazzı zedelemeden kullanabilmek pek kolay değildir. 20. yüzyıl savaşlarının en çarpıcı, vahşi, etkileyici, kanlı, duygusal görüntülerini aktarırken dönemin atmosferini, savaşın asırlardır hiç değişmeyen karanlık yüzünü şehvetle tasvir etme arzusunun hemen bütün yazarlara çelme takan tehlikeli tuzakları vardır.

Görsel

Fortes özellikle İspanya iç savaşı sırasında bahsettiği entelektüel dünyanın iyi bilinen kahramanlarını ‘severek yalnız kalmayı’ göze alabilen âşıkların gölgesinde gizleyebilmiş ama büsbütün yok saymamış. Bu tavır romanın gerçeklik duygusunu güçlendiriyor. Aldous Huxley, İzak Babel, Boris Pasternak, Brecht, Breton, İlya Ehrenburg, Henri Cartier-Bresson, Picasso, Matisse, Buñuel, Hemingway, Lorca, kalabalık kafeler, cesetlerin kaldırılamadığı kanlı sokaklar, Paris’in loş odaları, sürrealistler, şiirle, politik tartışmalarla taçlandırılan buluşmalar, komünistler, faşizmin o berbat yıkımı birer hayalet gibi geçip gidiyor romandan. Ve Fortes’in yazarken merhametle bağlanmış olduğu çok belli olan Gerta’yı okur, hem anlatıcının görsel diliyle hem de kahramanın çıplak iç sesiyle tanıyor.

Bir yıldız, bir hatıra gibidir

Bir bütünlük duygusuyla kahramanı Gerda’nın “sanki bir hayatın bütün anlarını sonsuzluğun içinde kaybolmuş soyut bir noktada zaptedilebilirmiş gibi” üç boyutlu bir zaman algısıyla keşfettiğini okuduğunuzda tıpkı edebiyatın kendisi gibi bunun düşüncelerle değil ancak sezgiyle mümkün olduğunu kavrıyorsunuz. O vakit fotoğraf ve yazı sanatı arasındaki ipeksi bağları kullanarak yepyeni bir dünya yaratıldığını kavrayıp savaşa, aşkın tahribatına, ölüme yazıyla direnmenin anlamını hatırlıyorsunuz. Dünya genişliyor, bilinen ‘zaman’ anlamını büsbütün kaybediyor. Robert Capa, ömrü boyunca savaşta kaybetmekten korktuğu Gerda’nın çıkık köprücük kemiklerine bakıyor, uzun uzun. Hatıralar, ardından dilek tutmaya vakit bulamadığınız yıldızlar gibi birer birer görünüp kayboluyor. Savaşın o korkunç sıcaklığında bütün ‘metafizik kederler’ usulca silinip giderken, sizi anlattığı hikâyenin hayatın kendisinden daha gerçek olduğuna ikna eden yazar mırıldanır gibi konuşuyor: “Bir yıldız bir hatıra gibidir, sahip olduğun mu yoksa kaybettiğin bir şey midir, hiçbir zaman bilemezsin.”

Görsel

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under KİTAP

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s