Meksika’nın ‘Alevli’ Yazarı

ovaMeşhur hikâyedir: Márquez henüz meşhur olmadığı, para sıkıntılarıyla boğuşarak Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya uğraştığı yıllarda edebiyat çevresinden biri ona, “Sen yazı mı yazmak istiyorsun gerçekten, o halde önce Pedro Paramo’yu oku.” der. Yazar bu kısacık romana hayran kalır ve sonraki yıllarda Juan Rulfo’nun en çok etkilendiği yazarlardan biri olduğunu her yerde anlatır. Hatta edebiyat tarihine geçen Macando, rivayete göre Pedro Paramo’da hayaletlerle dolu Comalo kasabasından ilhamla yazılmıştır. Yazdıkları toplam üç yüz sayfayı geçmeyen Rulfo, sadece Márquez’i değil, kendisinden sonra gelenlerin çoğunu üslubuyla ve o güne kadar pek denenmemiş farklı anlatımıyla etkilemiş. Pedro ParamoDon Kişot’tan sonra Latin edebiyatının başyapıtı olarak anılmaya başlanmış.

Yıllar evvel o güçlü novellayı okuduğumda, kendimi ‘büyülü gerçekliğin’ sağlam gövdesini de görmüş gibi hissettiğimi hatırlıyorum. Söylendiği gibi, onu unutulmaz kılan Latin Amerika edebiyatında bilinç akışı, iç sesler, geriye dönüşler gibi anlatı tekniklerini ilk kez kullanması mıydı gerçekten? Kuşkusuz bunlar da etkili olmuştu ancak onun dilinde şiirselliğin ötesine geçebilen başka türlü bir sadelik vardı. Hikâyelerini köyündeki dostlarına anlatır gibi yazıyordu. Ona usulca yaklaşıp dinlemeye başlayan önce sıradan bulurdu belki ama hemen sonra dilinin, dip akıntısı kuvvetli bir nehir misali melodili cümlelerle çağıldadığını fark ederdi.

Şiire dönüşen nesir

Rulfo yazarken sadece anlattıklarının değil tabiatın da bir parçası oluyor sanki. Hikâyelerinde bulutlar, ağaçlar, rüzgâr, yağmur, taşlar, dereler, kuşlar, tabiatta görebildiğimiz her şey kendi diliyle konuşuyor. Onun nesrini şiire dönüştüren, gerçeklikle düşü buluşturan bu bakışı galiba. Ova Alev Alev adıyla yayımlanan toplu öykülerindeki “Şafakta” adlı hikâyenin başlangıcında önce yine onlarla karşılaşıyoruz mesela: “Geceki bulutlar insanların sıcaklığını arayarak köyün üzerinde uyumuşlar. Güneş artık doğmak üzere ve sis, çarşafını toplayıp çatıların üzerinde beyaz izler bırakarak yavaşça dağılıyor”. Ya da en sevdiklerimden olan “Luvina”da birini tarif eder: “Gidince göreceksiniz. Sanki onları ısırır gibi önüne çıkan her şeye tutunarak Luvina’da uzun süre kalır. Ve evlerin çatılarını, sanki bunlar birer hasır şapkaymışçasına, alıp götürdüğü ve duvarları çıplak, örtüsüz bıraktığı sık rastlanan bir durumdur. Sonra, sanki tırnakları varmışçasına tırmalar: İnsan sabah ya da akşam, her saatte, onun hiç durmadan duvarları aşındırdığını, kerpiç toprakları yerinden söktüğünü ve sivri küreğiyle kapıların altını eşelediğini işitir, hatta kemikleri eklem yerlerinden oynamaya başlamışçasına, bedeninin onun içinde cirit attığı hissine kapılır. Gidince göreceksiniz.” Rulfo’nun hiddetli bir karakter gibi anlattığı, hırçın bir rüzgârdır.

Aynı zamanda fotoğraf sanatçısı ve senarist olan Rulfo’nun fotoğraflarında kamerasıyla gerçeklik arasında salınan şiir, insan olma hakikatinin peşine düşen yazarın hayatıyla yazdıkları arasında bir hayalet gibi dolaşıyor. O da tıpkı romanda anlattığı dedesi gibi servetini başka yollarla elde ettiği için şeytanla anlaşmalı sayılırmış. Devrimden sonra göç etmek zorunda kalan babası yedi yaşında öldürülmüş. On yaşında annesini kaybedince yetimhanede büyümüş. 18 yaşındayken İspanyol iç savaşından kaçan aydınların sığındığı Mexico City’de Octavio Paz’ın da dâhil olduğu edebi çevrelere girip ilk kitabını, Ova Alev Alev’i yazmış.

Meksika Devrimi’nin kızgın sıcağında kırda yaşayan insanın yoksulluğunu, o hayatın tekinsizliğini, yüzyılın başında yavaşça çözülen feodal yapının sorunlarını anlatan yazarın, sadece Meksika’nın değil, yaşadığı coğrafyanın edebiyat geleneğini tek başına değiştirebilmesine şaşmamalı. Bir hikâye anlatıcısı olarak o, her şeyden önce kendi iç sesine, karakterlerinin sahiciliğine yürekten inanmış, belli. Kurak ovalara isyan eden işçileri, nehirlerde sürüklenen inekleri, kırlangıçların göğüslerini su birikintilerindeki çamurla usulca ıslatmasını, şiddeti, ölümün geride bıraktığı ıssızlığı öfkesini yitirmeyen bir dinginlikle yazabilmesi onu benzersiz kılıyor.

Ova Alev Alev’deki çok sesli hikâyelerle buluşacak okur, bu vesileyle Pedro Paramo’yu da merak edip okursa, bu kadar az eser bırakan bir yazarın, doğumundan bir asır sonra hâlâ neden ve nasıl böyle etkili olabildiğini kavrayacaktır.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under KİTAP

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s